Sivil İnisiyatifler Uluslararası Sorunların Çözümünde Hayati Önem Taşıyor!
Sivil İnisiyatifler Uluslararası Sorunların Çözümünde Hayati Önem Taşıyor!
“Sivil İnisiyatifler Uluslararası Sorunların Çözümünde Hayati Önem Taşıyor!” başlıklı basın açıklamamız UHİM dernek merkezinde Yönetim Kurulu Üyesi Metin Kutlubay tarafından kamuoyuna sunuldu.
 
Türkiye Cumhuriyeti tarihi, statükocu ve vesayetçi yapılar eliyle gerçekleştirilen dış müdahalelerle dolu bir tarihtir. Tek Parti dönemi uygulamaları, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 tarihlerinde gerçekleşen darbe ve muhtıralar, 2000’li yıllarda çeşitli isimlerle planlanan darbe teşebbüsleri, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde gerçekleştirilen 27 Nisan 2007 E-Muhtırası, 2013 yılında yaşanan Gezi Parkı olayları, 17 ve 25 Aralık Operasyonları bu acı tarihin en keskin virajları olmuştur. Dış güdümlü bu müdahaleler ülkemize sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan büyük zararlar verirken, müdahaleler her zaman ülkemizdeki iç unsurlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
Küresel sistemin şımarık ve küstah çocuğu İsrail’in Gazze’de günlerdir sürdürdüğü operasyonlarda büyük çoğunluğu sivil olan 260’tan fazla insan hayatını kaybetti, 2 binden fazla kişi de yaralandı. Bir tarafta bugüne kadar Filistin topraklarını hedef alan en büyük ve en acımasız bu saldırılar gerçekleşirken, diğer tarafta dünya devletlerinin, uluslararası kuruluşların ve İslam dünyasının sessizliği ise en az bu saldırılar kadar acı başka bir tablo doğuruyor. Bu tablo ile birlikte coğrafyamızda yakın zamanda gerçekleşen olayların, küresel sistemin etnik, siyasi ve mezhebi çatışmalarla parçalanmış bir İslam dünyası oluşturma çabalarının bugün ne ifade ettiği görülecek ve İslam dünyası için de bu çatışma ortamının ne kadar anlamsız olduğu sanıyoruz daha iyi anlaşılacaktır.
İsrail’in, kağıt üzerinde var olan ve kendisi aleyhine hiçbir zaman kullanılmayan hukukun gereklerini ve insanlığın ortak değerlerini hiçe sayıp tüm dünyanın gözünün içine bakarak gerçekleştirdiği bu katliam, aynı zamanda uluslararası sistemin de ne kadar ikiyüzlü olduğunu kanıtlıyor. Yoksa bugüne kadar alınan ve uygulanmayan BM kararları, hiçbir yaptırımı olmayan göstermelik kınamalar, daha okul çağına gelmemiş küçücük çocuklar öldürülürken “savunma hakkı”ndan bahsetmek gibi akla zarar yaklaşımlar başka türlü açıklanamaz. Küresel aktörlerin çıkarlarına ters düşen en ufak bir olaya anında müdahil olan başta BM ve AB olmak üzere uluslararası kuruluşların, bugün Gazze’de yaşanan korkunç dramı günlerdir seyretmesi de… En yalın, en açık haliyle “savaş suçu” işlemesine, çocukları, kadınları, yaşlıları ayırt etmeden öldürmesine, kimyasal silah kullanmasına, sivil yerleşim alanlarını, okulları, hastaneleri bombalamasına rağmen bugüne kadar İsrail’e dur denilmemiş olması, “uluslararası sistem” denilen şeyin artık en azından insanlık zemininde çöktüğünün göstergesidir.
Bütün bunlar yaşanırken halkı Müslüman olan, “İslam ülkesi” olarak bilinen hemen hiçbir devletin, İsrail’in bombardımanları karşısında bir refleks göstermemesi de utanç vericidir. Bugün siyasi ve ekonomik gerekçelerle İsrail’e dur diyemeyen, Filistin’de yaşanan soykırıma sırtını dönen ve görmezden gelen bu devletlerin, içinde “İslam” geçen herhangi bir tamlamanın kapsamına girmesi mümkün değildir.
Ancak devletlerin bu acizliği ve tepkisizliğine karşın, 1.5 milyarı aşkın nüfusuyla Müslüman halklar ve dünyanın vicdan sahibi diğer halkları sürece müdahil olmalıdır. Sivil inisiyatifler harekete geçmeli ve her bir birey üzerine düşeni yapmalıdır. Bu konuda yapılabilecekler şöyle sıralanabilir:
  • Her bir birey sanatı, emeği, ekonomik gücü, bilgi ve becerileriyle sorunların çözümüne aktif ve somut katkı sağlamalıdır. Bu bağlamda sanatçısından eğitimcisine, esnafından tüccarına, akademisyeninden öğrencisine, emeklisinden evhanımına kadar herkes, toplumdaki yeri ve rolü ölçeğinde çaba göstermelidir. 
  • Başta İsrail menşeli olanlar olmak üzere, yaşanan bu barbarlığa zemin hazırlayan ve destekleyen tüm küresel şirketler toplumsal bir ambargoya tabi tutulmalıdır.
  • Yalnızca küstah ve şımarık İsrail değil, onu şımartarak bugünkü süreci hazırlayan BMGK Daimi Temsilcisi beş devlet olan ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya’ya karşı da aynı şekilde tepki gösterilmelidir.
  • Filistin’de yaşanan sürece göz yuman küresel sistemi temsil eden BM, AB, NATO, UCM, AİHM gibi kurum ve kuruluşlar telefon, fax, e-mail ve sosyal medya hesapları aracılığıyla kınanmalıdır.
  • Sermayeleriyle şimdiye kadar küresel sistemin hizmetinde bulunan, bugün de Filistin için kılını kıpırdatmayan Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ve Arap devletleri de aynı şekilde kınanmalıdır.
  • Sosyal medyada Facebook ve Twitter etkin bir biçimde kullanılmalı ve konunun sürekli gündemde tutulması sağlanmalıdır.
  • İbadet alanlarında yapılacak dualarla acıların hafifletilmesine ve yaşanan zulmün sona ermesine katkı sağlanacağı bilinmelidir.
  • Küresel sistemin ikiyüzlü uygulamalarına karşı tüm dünyadan sağduyulu insanların katılacağı “küresel vicdan hareketi" başlatılmalıdır.
  • Eylem süreci toplumsal akılla yürütülmeli ve Filistin meselesi belli grupların inisiyatifinde kalmayarak topluma mal edilmelidir.
  • Bu sivil inisiyatif süreci yalnızca bugün yaşanan mağduriyetlere tepki olarak gerçekleştirilen sokak eylemleri ve protesto gösterileriyle sınırlı kalmamalı, mağduriyetlerin oluşmasına engel olacak çalışmalar süreklilik içerisinde hayata geçirilmelidir.
 
BASIN BİLDİRİSİ / 18 Temmuz 2014
         Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul
Kayıt Tarihi : 18 - 7 - 2014
Bu sayfa 544 defa ziyaret edilmiştir.