Mavi Marmara Katliamının Hukuki Boyutu
Mavi Marmara Katliamının Hukuki Boyutu



Richard Falk Özgürlük Filosu'na düzenlenen saldırının uluslararası hukuki boyutlarını ele aldı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, İsrail’in Gazze’ye uyguladıgı ablukayı hukuksuz olarak nitelendirdi ve kaldırılması gerektigini, İsrail’in Uluslararası İnsâni Hukuku ihlal ettigini söyledi. BM Filistinli Mültecilere Yardım Kurulusu’nun (UNRWA) Gazze operasyonu’nun basındaki isim John Ging, BM’in ablukayı bertaraf ederek insâni yardım ulastırması çagrısını yaptı ve ablukanın, Dördüncü Cenevre Konvansiyonu’nun toplu cezalandırmayı yasaklayan 33’ncü maddesinin dogrudan ve çirkin bir ihlali oldugunu belirtti. 1.5 milyon insanı toplu halde cezalandırarak uluslararası hukuku çigneyip savas suçu isleyen İsrail ise Gazze ablukasının güvenlik amaçlı oldugunu ileri sürüyor.

Elias Harb: Profesör Falk, İsrail’in Gazze’ye uyguladıgı ablukanın, denizdeki silahlı çatısmalarla ilgili kuralları içeren San Remo Uluslararası Hukuk Kılavuzuna göre hukuki durumu nedir?

Richard Falk: San Remo Kılavuzu, 1987-1994 yılları arasında bir dizi uzman ve eski diplomat tarafından okyanuslarda ve sair uluslararası sularda güç kullanımına rehber olmak üzere hazırlanmıstır. Bu kılavuz, hukuki bir belge degildir fakat konuya hâkim uzmanların, savas hallerinde uygulanan Uluslararası Teamül Hukuku’nun mutabık kalınmıs içerigi hakkındaki kanaatlerini temsil eder. Kılavuzun dile getirilen maksadı, bir yere kadar, mevcut uluslararası hukuku beyân etmek ve bir yere kadar da, geçmisteki uluslararası uygulamalarda ele alınmamıs denizdeki çatısmacı faaliyetlere mâkul bir sekilde hitap edecek arzulanır gelismeleri ifade etmektir. San Remo Kılavuzunun mevcut boslugu etkili bir sekilde doldurdugu konuda anlasmalar hukuku olmadıgından dolayı, bir tür esnek hukuk tüm devletler tarafından kabul gördügü takdirde zaman içerisinde uluslararası teamül hukukuna dönüsür.

Tarafgir hukuk uzmanlarının bir tarafı kayıran kanaatler bulması her zaman mümkünse de, kılavuzun tarafsız sekilde okunması, eldeki örnekte İsrail’in Özgürlük Filosuna düzenledigi donanma saldırısının, mâkul bir süphenin de ötesinde hukuksuz oldugunu gösterecektir. Örnegin, kalvuzun 47’nci maddesinin (c)(3)(ii) bendi, “sivil nüfusun bekâsı için vazgeçilmez olan insâni yardım misyonuna çıkmıs deniz araçlarını saldırıdan muaf tutar.” Daha genel ifadeyle, San Remo Kalvuzu’ndaki 36-42’nci maddeler, denizdeki saldırıların katı bir sekilde askeri hedeflerle sınırlı tutulması gerektigini, sivillerin zarar görmemesi için ihtiyat tedbirlerinin alınması gerektigini vurgular. 31 Mayıs donanma saldırısı örnegine gelince, bu gemilerin insâni bir misyon için yola çıktıkları, Gazze’deki sivil nüfusun gıda, ilaç ve normal hayatın devam etmesi için zaruri insaat malzemelerinden yoksun oldugu genelin bildigi bir durumdu.

Kılavuz, bazı belirli sartlar altında abluka uygulanmasına bir sekilde tartısmalı da olsa yetki vermektedir. Tartısmalıdır çünkü BM Sözlesmesi, ilk yapılan silahlı bir saldırıya karsı mesru müdaafayla haklı sekilde gerekçelendirilemeyecek tüm güç kullanımı yasaklamaktadır (Madde 2(4), 51) ve Gazze ablukası, sadece bu neden dolayısıyla bile açıkça hukuksuzdur. BM Sözlesmesi göz önüne alınmasa bile, Kılavuzun 93’ncü ve 101’nci maddelerine göre bu abluka, 102’nci maddenin (b) fıkrasına göre yine hukuksuzdur; söz konusu madde, “sivil nüfusa verilecek zarar, ablukadan beklenen somut ve dogrudan askeri avantaj karsısında asırı ise veya asırı olması bekleniyorsa” yasaktır der. 2007 yılı Haziran ayında baslayan bu abluka, Gazze nüfusunu gıdadan, tıbbi malzemelerden ve yakıttan uzak tutmak için tasarlanmıstır ve saglık bakımından çok ciddi aksi neticeleri vardır. Silah ithalatını engellemek gibi sözde askeri hedefe, İsrail’in normal sınır denetimleriyle ulasılmaktaydı. İsrail liderleri, bu süreç zarfında, ablukanın cezalandırıcı oldugunu, 2006 seçimlerinde Hamas’a verdikleri destekten dolayı sivil nüfusu cezalandırmak ya da sivil nüfusun, Hamas yönetiminin sonucu olarak ve Hamas yönetimine misilleme olarak dayatılan zorluklara dayanmaktansa ablukanın kalkmasını tercih edeceginden dolayı Hamas’ın çökmesine yol açmak için uygulandıgını kabul etmislerdir. Bu gerekçelerden hiçbiri de ablukayı hukuken geçerli kılacak bir temel sunmamaktadır.
 

Ayrıca, ablukanın gayri mesrulugunu teyid eden bir dizi teknik problem de var. Uluslararası câmiaya göre Gazze, isgal altındadır ve İsrail’i sivil nüfusu koruma göreviyle mükellef kılmaktadır. İsrail, Hamas idaresi altında oldugu müddetçe Gazze’yle silahlı çatısmada oldugunu iddia ediyor ama bu iddia, İsrail’in 2005 yılında Gazze’den çekilmesiyle isgalin sonlandıgını dolayısıyla da uluslararası insâni hukuk çerçevesindeki görevlerinin bittigini varsaymaktadır ki genel olarak kabul görmemis bir iddiadır. İsrail’in isgal mevkii kabul edilse bile abluka gene de hukuksuzdur. Bir ablukanın hukuken geçerli olarak ilan edilmesi için karsıdakinin düsman bir devlet olması gerekir ki Gazze devlet degildir. Bunun anlamı, diger devletlerin ve BM’in deniz faaliyetleri karsısında Gazze’nin hukuki olarak ablukaya tâbi tutulamayacagıdır.
Son olarak, eger abluka, silahlı çatısma bakıs açısından hukuki görülseydi bile, Dördüncü Cenevre Konvansiyonu’nun 33’nci maddesi çerçevesinde hukuksuz olacak hatta insanlıga karsı suç teskil edecektir zira toplu cezalandırmayı kayıtsız sartsız yasaklamaktadır. Kısacası, İsrail’in, Gazze Seridi’ne abluka uygulama hakkı iddiası için hukuki hiçbir temeli yoktur ve dolayısıyla da ablukaya riayete zorlama tesebbüsü, saldırıya ugrayan gemideki bayragın ülkesine karsı saldırgan bir eylemdir. Asırı ve orantısız güç kullanımı, zaptedilmis çesitli barıs eylemcilerinin sogukkanlı bir sekilde infaz edilmesi, gemiye geceleyin terörist gibi inilmesi, diger tutuklama yöntemleri mevcutken barıs eylemcilerine gerçek mermilerle ates edilmesi, eylemcilerin zorla ve mütecavizce gemilerden indirilmesi ve gözaltında tutulmaları, sahsi esyalarına bilhassa da saldırının sesli ve görüntülü kayıtlarına el konulması, İsrail davranısının mücrimligini artırmıstır.

EH: Yolcuların, filoya düzenledigi saldırıdan dolayı İsrail'e karsı yasal dava açma hakları var mı?

RF: Yolcular, cürmü isleyenlere veya saldırıyla iliskisi olan yahut saldırıya izin veren sorumlu İsrailli siyasi ve askeri yetkililere karsı çesitli egemen devletlerde, bu sıkkı sunan egemen devletlerde kesinlikle dava açabilirler. ABD'de haksız fiilden kaynaklanan zararlara iliskin eski bir kanun (Tort Claims Act) düzenlemesi var ve yakın zamanlarda bu kanuna dayanılarak dava açılmıstı. Bu kanun, dogan zararlardan dolayı magdurun dava açmasına izin vermektedir; Paraguay'da iskenceye katıldıgı iddia edilen bir güvenlik yetkilisini (Filartiga davası) sorumlu tutmak için bu kanunun hükümleri isletilmisti. Benzer kanunlar diger ülkelerde de var ve her ülkede hangisinin mümkün oldugunu incelemek gerekiyor.

EH: İsrail, ablukayı güvenlik gerekçesiyle uyguladıgını söylüyor. Buna ne dersiniz?

RF: İsrail, isgalci güç olarak Gazze'deki güvenligi saglamak için hareket edebilir fakat isgal altındaki nüfusu koruyacak sekilde yapmalıdır bunu. İsrail, güvenligini ilgilendiren faaliyetler üzerinde etkin bir denetim uyguluyordu. Filo'daki gemilerin silah tasıdıgı iddiasının yanlıs oldugunu İsrail hükümeti açıkça biliyordu zira gemiler yola çıkmadan evvel kalkıs yaptıkları çesitli limanlarda güvenilir sekilde incelemeden geçirilmislerdi. Demin de dedigimiz gibi, İsrail, bihakkın uluslararası çatısmanın olmadıgı yerde, sivil nüfusun felâket denilecek ölçekte zorluklara katlandıgı bir yerde abluka uygulayamaz. Ayrıca, saldırıdan önceki aylarda Gazze'den kaynaklanan ölümcül hiçbir siddet olayı gerçeklesmemisti ki İsrail'in iddia olunan güvenlik kaygılarını hukuki bir dayanaktan mahrum bırakmaktadır.

 EH: İsrail, filo'daki insanlarla ilgili olarak, gemidekilerin insâni yardım eylemcileri degil siddet yanlısı eylemciler oldugunu, ellerinde silah bulundugunu ve barısçıl olmadıkları söylüyor. Buna ne dersiniz?

RF: İsrail'in anlatımı kusurlu görünüyor, bir dezenformasyon uygulamasıdır bu. Dahası, havadan gece düzenlenen bir saldırının yolcuları dehsete düsürecegi, yolculardan bazılarında kendilerini korumak için gerekli olan her ne ise onu yapmaya sevkedecek dürtülerin olusacagı kesindir. Eger saldırı hukuksuzsa, o halde yolcuların da mesru müdaafa hakları olduguna, İsrail'in ise mesru müdaafa hakkının kesinlikle olmadıgına inanıyorum.

EH: Uluslararası hukuk uyarınca, İsrail'in Gazze filosuna saldırısı bir savas sebebi midir?

RF: BM kurulus sözlesmesine göre kesinlikle bir saldırı fiilidir ve Uluslararası Teamül Hukuku'na göre savas sebebidir. Mesru müdaafanın yapıldıgına dair uygun bir iddianın olmadıgı hallerin dısında her ne zaman güç kullanılırsa, bu girisim hukuksuzdur ve bu konuda oldugu gibiyse, savunma amaçlı olmadıgı âsikar bir kuvvete örnektir; saldıran, suç fiili islemis olur ve hem saldıran devlet hem de devlet adına suçu isleyenler sorumlu tutulmalı, uluslararası suçların islendigi yere kadar, hesap sorulmalıdır.

EH: BM, Uluslararası Hukuku ve Cenevre'yi kullanarak hareket geçmedi. Niçin?

 RF: Uluslararası Hukuk, İsrail'e karsı Uluslararası Hukuku harekete geçirecek mekanizmalara sahiptir, hukuk bu vakada onun tarafındadır ama BM, su uluslararası çerçevesiyle Uluslararası Hukuku yürürlüge koyacak siyasi iradeden yoksundur. ABD, uzun zamandır İsrail'i ve İsrail liderligini Uluslararası Hukuk karsısında hesap vermekten korumustur ve korumayı sürdürmektedir. İsrail'in cezadan muaf kalması rejimini sonlandırması dogrultusunda hükümetlerden ve kamuoyundan gelen yogun baskıya ragmen bunu etkin bir sekilde sürdürüyor. BM, en güçlü üye devletlerin yapmaya hazır oldugundan daha azını veya fazlasını yapamaz. İsrail'in Filistin topraklarını isgalinden kaynaklanan hukuksuz davranısına karsı en büyük meydan okuma bugün sivil toplumdan gelmektedir. İsrail, belki de en çarpıcı sekilde Boykot, Tecrit ve Müeyyide kampanyasında çesitli sekillerde tezahür eden “gayrimesrulastırma projesinden” duydugu üzüntüyü dısa vurdu.

Tabandan gelen ve 31 Mayıs'taki saldırıyla neticelenen böylesi baskılar, dünyada İsrail'e dost hükümetlerin ve pek çok siyasi liderin bile acı bir sekilde yakınmasına yol açtı ve İsrail'i yumusamaya sevkederek Gazze'ye gönderilen insâni yardımlar üzerindeki kısıtlamaları kısmen kaldırdı. İsrail, Özgürlük Filosuna saldırdıgı için kızgın dünya kamuoyunu yalnızca sâkinlestirmek mi istiyor yoksa politikalarını Uluslararası İnsâni Hukuk uyarınca yeniden sekillendirecek mi gelecekte görecegiz. Geçmis tecrübelere dayanarak ihtiyatlı olunsa yeridir zira İsrail, sert politikaların yürütülmesini baskıların zayıflayacagı zamana kadar sadece askıya alarak, uluslararası taleplere boyun egiyormus gibi yapmaya ehildir.
 

EH: BM Güvenlik Konseyi siyaseyen iktidarsız görünüyor ve Filistin yanlısı dokuz Filistinliyi öldürmesine ragmen İsrail'i cezalandırmayı reddediyor. Bir sonraki hamle ne olacak?

 RF: İlk tepki, ilk soruyla aynı. Türkiye, geçici üyesi oldugu BMGK dâhil sikayetlerini âleni olarak ifade etti. BM'in harekete geçmemesi halinde, dünyadaki vatandasların bir mahkeme kurması, delillere dayalı olarak gerçekleri belgelemesi, kanunları tarafsız bir ruhla yorumlaması ve hükümetleri, BM'i ve sivil toplumun diger sektörlerini Boykot-Tecrit-Müeyyide kampanyası'nın kılavuz ilkelerine göre hareket etmeye zorlaması ve Gazze halkına âcil koruma sunması gerekir. Sayet çifte standarda basvurmaksızın uluslararası kaideler uygulanırsa, “koruma sorumlulugu” doktrini, uluslararası câmia’nın müzmin isgal altındaki Filistinlileri agır ihlallere karsı korumaya sevketmelidir; ve sadece Gazze'dekileri degil, Batı Seria ve Dogu Kudüs'tekileri de.

EH: İsrail, Seyir Emniyetini Engelleyen Yasadısı Eylemlerin Önlenmesine İliskin Roma Konvansiyonu’nun 3’ncü maddesini ihlal etti mi?

RF: Konvansiyonun, 31 Mayıs’taki saldırının resmettigi türden “devlet terörizmine” iliskin yorumlanıp yorumlanmamasına baglıdır bu. Bu anlasma, 1985 yılında Filistinlilerin İtalyan ticaret gemisine saldırdıgı Achille Lauro vakasına bir cevap olarak müzakere edildi ve büyük ölçüde onaylandı. Madde 3’ün dili, İsrail devletine baglı failler olmalarından kaynaklanan teknik zorluklar hâriç, İsrailli saldırganların hukuksuz fiilini tanımlıyor görünmektedir kesinlikle. 3’ncü Madde’nin 1’nci fıkrasının (b) bendi, ilgili bir suçu tesis ediyor görünmektedir çünkü “herhangi bir kisinin saldırı düzenlemesinin, sayet o kisi kanunsuz ve kasıtlı olarak gemideki bir kimseye karsı siddet fiili isliyorsa, o geminin seyir emniyetini tehlikeye atması muhtemeldir” demektedir. Ayrıca Madde 3 (1)(g) ve Madde 3 (2), 31 Mayıs saldırganlarının hukuksuz fiil isledikleri izlenimini güçlendirmektedir. İsrail’in de taraf oldugu bu konvansiyonun devlet terörizmine de uygulanmaması için hukuki ve siyasi hiçbir iyi neden yok ve eger uygulanırsa, Özgürlük Filosuna yapılan İsrail donanma saldırısının hukuksuz oldugu hükmünü güçlendirir.

 EH: İsrail, denizden uyguladıgı ablukanın uluslararası hukuk nezdinde mesru ve tanınmıs bir tedbir oldugunu, denizdeki silahlı çatısmaların bir parçası olarak yürütülebilecegini söylüyor. Sizce?

RF: Biraz önce söyledigimiz nedenlerden dolayı, bu abluka ne mesrudur ne de hukuki. Baslıca gâyesi, her hâlükarda zor sartlar altında yasayan sivil nüfusa zarar vermektir. Hangi güvenlik endisesi mevcut olursa olsun, bir ablukayı gerektirmez ve abluka, bilhassada isgal sartları altında güvenlik elde etmenin kabul edilebilir bir aracı degildir.
EH: İsrail kaynaklarına göre, İsrail, Gazze filosu vakasıyla ilgili bir sorusturma yürütecek. Onlara göre uluslararası bir sorusturma gereksiz. Buna ne dersiniz?
 
RF: Böyle bir sorustuma çesitli nedenlerden dolayı güvenilirlikten yoksundur. İsrail'in geçmiste yaptıgı sorusturmalar, mesela 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009 arasında düzenledigi saldırıyla ilgili olarak suç iddiaları hakkında yaptıgı sorusturma tam bir örtbastı ve bir uluslararası sorusturma olan Goldstone raporunun ihtiva ettigi analiz ve hükümlere hitap edemedi. Tarafsızlık ve güvenilirlik ihtimali bu konuda da daha iyi durumda degil. İsrail liderligi, saldırının mesruiyeti üzerindeki ısrarını zaten ilan etti ve bu iddiaları geçerli kılmak üzere İsrail hükümetinin atadıgı bir sorusturma komisyonunu görevlendirdi; dahası, İsrail’in tâlimatına göre, komisyon’un saldırıya katılan askerleri sorgulama yetkisi yok; dolayısıyla da olayların ikna edici bir muhasebesini yapmak imkansızdır. Son bir sey de su: 2009 yılında yayınladıgı raporla Gazze saldırısı sırasında İsrail’in isledigi fiilleri mahkum eden ömürlük Siyonist Richard Goldstone’un sahsına yapılan kirli saldırılar, İsrail’de yasayan ve filo saldırısı örneginde hukuki, siyasi ve ahlâki zeminde İsrail’i elestiren sonuçlara ulasacak herkesin gözünü muhakkak ki korkutacaktır. Bir İsrailli, İsrail hükümetinin tutumunu destekleyen sonuçlara ulasması için Güney Afrika vatandası Richard Goldstone’dan çok daha büyük baskı altında kalacaktır.
EH: İsrail’i gayri mesrulastırma amaçlı bir küresel sivil toplum hareketine inanıyor musunuz?

RF: Evet, 31 Mayıs’taki saldırının yarattıgı küresel sarsıntının, İsrail’i gayrimesrulastırma kampanyasını güçlendirdigini düsünüyorum. Saldırının sonuçları, önce Özgür Gazze Hareketi’nin sonra da Özgürlük Filosu’nun deniz yoluyla insâni yardım ulastırma taktiginin etkinligini ispatlamaktadır. Organizatörler niyetlerinin ablukayı sembolik olarak delmek oldugunu ve böyle yaparak, dünyanın dikkatini ablukanın suç olusuna ve Gazze halkına çektirdigi acılara çevirmek oldugunu en basta ilan etmislerdi. 31 Mayıs’tan beri tasmakta olan taban öfkesinin ve suçlamaların neticesinde olusan baskılar, İsrail’i ablukadan sakınmaya veya hiç degilse insâni yardımların engellenmeden Gazze’ye girmesini izin verecek sekilde ablukayı degistirmeye yöneltti her ne kadar İsrail’in bu taahhüde sonuna kadar gerçekten uyup uymayacagını degerlendirmek için gelecegi beklememiz gerekiyorsa da. Aslında, sivil toplum ablukaya meydan okuyarak hükümetlerin ve BM’in yapamadıgı veya yapmaya gönüllü olmadıgı seyi yaptı. Küresel Filistinle dayanısma hareketi su an İsrail’in mesruiyetini özellikle de isgali ciddi sekilde tehdit ediyor ki isgalin basladıgı 1967’den beri hiçbir zaman olmamıstır.
 
EH: Pek çokları, ABD’nin Ortadogu barıs sürecinde dürüst aracı nüfuzunu kaybettigine inanıyor. Sizce?

RF: ABD’yi aracı olarak kabul etmek Filistin tarafının zayıflıgının alâmetidiydi. ABD hiçbir zaman dürüst aracı olarak hizmet etmedi zira açıkça İsrail’in safında yer aldı. ABD yönetimi, İsrail’e verdigi sartsız destegi asla saklamadı ve Washington’ın destegi olmasa bile İsrail’in “felç edici ilhaklardan” (yerlesimler, ikâmet sartları, ev yıkımları, etnik temizlik) kaynaklanan pazarlık üstünlügü her hâlükarda var ki geçmisteki müzakerelerde Filistinlilerin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları gibi meselelerin barıs süreci diplomasisinden dıslamasına izin verdi. Uluslararası Hukuk, çekismeli tüm konularda (sınırlar, yerlesimler, Kudüs, mülteciler, su) Filistin’in tarafında oldugundan dolayı böylesi bir dıslama can alıcıdır. ABD’ye bel baglanmıs olması, âdil ve sürdürülebilir bir barıs arayısında kabul edilemez görülmelidir. ABD’nin aracı olmasına müsaade etmek, bir kocanın, bozustugu ve fakir düsmüs karısından bosanma anlasmasını en yakın arkadasının ve ortagının tâyin etmesini istemesine benzer.

EH: Son olarak, Obama’nın Kahire’de İslam dünyasına yaptıgı konusmanın üzerinden bir yıl geçti. O konusmadan sonra, ABD-İslam dünyası arasındaki uçurumu kapatma yönündeki kazanımlar hakkındaki fikirleriniz neler?

RF: âli bir hitabeti yansıtan o konusmanın yaygın yanılsamalara yol açtıgını, durumu iyilestiremedigini düsünüyorum. Her zaman oldugu gibi “âyinesi istir kisinin lafa bakılmaz.” Tel Aviv meydan okur okumaz Obama, omurga yoklugunu belli etti, dengeli bir politika gütme ve Filistin için self determinasyon endisesi tasımaktan imtina etti. Aslında Obama, Filistinlilere somut pek bir sey asla sunmadı ama yaptıgı en mütevazı hamle bile (İsrail’in yerlesim insaatlarını durdurması ki hukuksuzdur ve kalıcı olarak durdurulmus ve yerlesimler sökülmüs olmalıydı) Tel Aviv’in meydan okumasıyla karsılastı ve çok geçmeden Washington bu konuyu dile getirmeyi bıraktı. Eger Obama, barıs müzakerelerinin önsartı olarak uluslararası hukukun icra edilmesi çagrısını yapsaydı, ABD yönetiminin dengeye dogru yol aldıgı hükmüne varmak mümkündü ve çatısmanın çözümünde uluslararası hukuku ciddiye aldıgı anlamına gelirdi bu.
Su andan itibaren, maalesef, kaydedilecek dogru izlenim, Obama ve Bush yönetimi arasında asli bir devamlılık oldugudur. Esasen, ABD kuvvetlerinin İslam dünyası boyunca hukuksuz sekilde yürüttügü artan sayıda “özel operasyonlar”, İran’a karsı askeri harekât tehlikesinin artıyor olması, Afganistan’daki savasın dehset verici sekilde tırmanması ki yeni Amerikan dıs politikasının acı çekmesine yol açmıstır, daha önce hiç olmadıgı kadar tehlikeli ve yıkıcı bir hal almıs görünüyor. Obama baskanlıgı döneminde Amerikan yönetimi ne emperyal emellerinden ne de Ortadogu yaklasımından geri adım attı; su anki davranısı, self determinasyon mücadelesi veren Filistin halkına hiçbir destek sunmuyor. Filistin mücadelesinin, ırk ayrımına karsı yürütülen mücadelenın son safhalarına benzemeye basladıgına dair biraz ümit veren tek gayrimesrulastırma hareketidir. Bu sivil toplumun, âdil bir barısı saglama dogrultusunda verilen uzun Filistin mücadelesini destekleyici nitelikte bir siyasi sonuç üretme basarısı gösterip göstermeyecegini bekleyip görmek gerekiyor.

23 Haziran 2010

Kaynak : Dünya Bülteni


Kayıt Tarihi : 25 - 6 - 2010
Bu sayfa 983 defa ziyaret edilmiştir.