Küresel Güçlere Hayır
Küresel Güçlere Hayır
Türkiye son yıllarda kendisini sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda kontrol altında tutan iplerden kurtulmakta, kurtuldukça da bölgesel ve küresel etkinliğini arttırmaktadır. Türkiye’ye dışarıdan bakan objektif bir göz, ülkemizin bütün bu alanlarda ciddi bir mesafe kat ettiğini görebilecektir. Bu durumun, bugün dünyanın gidişatına yön ve­ren küresel aktörleri rahatsız ettiği açıktır. Dünyanın büyük bir ekono­mik kriz içerisinde olduğu son yıllarda dahi Türkiye’nin hızla ve istikrarla büyümeye devam etmesi, AB kapısında bekleyen bir Türkiye’nin, yerini ekonomik istikrara kavuşmuş bir Türkiye’ye bırakması, küresel aktörlerin enerji politikaları karşısında tavır alması, Balkan coğrafyasından Ortadoğu’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya kadar onlarca ülke ile geliştirdiği olumlu ilişkilerin doğal bir yansıması olarak sosyal, siyasal ve kültürel alandaki etkinliğini arttırması kuşkusuz küresel ak­törleri önlem almaya itmiştir. Son yıllarda Ortadoğu coğrafyasında su­ni baharlar üretenler, Türkiye’yi de benzer politikalarla istikrarsızlaştır­maya çalışmaktadır.
Değişen bu konumu, Türkiye’nin köklü medeniyet birikimi, toplumun tarihsel hafızası ve tecrübesiyle yakından ilgilidir. Siyasette, sanat­ta, kültürde ve ekonomide dünyanın gidişatına yüzlerce yıl yön ve­ren bu coğrafya, kendisini Anadolu coğrafyasına hapseden zihniyetle ve onun küresel yansımalarıyla hesaplaşmadan tarihî misyonunu ger­çekleştiremeyeceğini bilmelidir. Bu coğrafyada etkin olan tüm ik­ti­darlar ve yöneticiler, isteseler de istemeseler de, bu tarihî misyonun bir par­­çası olarak algılanmakta ve dünyada ona göre karşılık görmekte­dir­­ler.
Küresel aktörlerin, kendileri için tehlike olarak gördükleri bu gibi du­rumlar karşısında, ülkede kaos yaratarak, toplumu karşı karşıya ge­ti­re­rek, din, mezhep ya da etnik köken farklılıklarını kullanıp çatış­ma or­­tamı yaratarak, askerî darbelerle yönetimlere el koyarak, terör olaylarını tırmandırarak, bu olumlu gidişatı bir şekilde baltalayacak uygulamaları devreye soktuğunu biliyoruz. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri, Sivas, Başbağlar, K. Maraş ve Çorum olayları, 27 Nisan andıcı, failimeçhul cinayetler ve daha pek çok örnek küresel aktörlerin yerli statükocu işbirlikçileriyle Türkiye’de gerçekleştirdiği ya da gerçekleştirilmesine zemin hazırladığı olaylardır. Yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın pek çok ülkesinde benzer süreçlerin yaşandığı pek çok örnek hatırlanabilir.
Geçtiğimiz günlerde Gezi Parkı’nda başlayan ve tüm Türkiye’ye ya­yı­lan olaylar da, bu açıdan değerlendirilmelidir. Zira olayların ABD ve Av­rupalı siyasîler tarafından hemen benimsenmesi ve desteklenmesi, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in eylemcileri desteklediğine dair iki açıklama yapmış olması, ABD’li siyasilerin ülkedeki gelişmelerden kaygı duydukları yönündeki açıklamaları ve bu yıl Türkiye’ye gitmeyi düşünen vatandaşlarını uyarmaları, yine AB yetkililerinin benzer yöndeki açıklamaları, küresel aktörlerin politikalarına uygun hareket eden uluslararası medya organlarının da süreci provokatif bir yaklaşımla ele alması gibi örnekler, Gezi Parkı olaylarının küresel sistem tarafından nasıl araçsallaştırıldığını göstermektedir. Öte yandan tam bu süreçte Papa Francis’in ‘Ermeni soykırımı’ ifadesini kullanarak bu kartı devreye sokması, The Economist’in Başbakan Erdoğan’ı padişah gibi gösteren bir kapak hazırlaması, uluslararası reklam ajanslarının süreci kamuoyunun gündeminde tutmak ve özellikle genç kuşakların desteğini almak için yoğun çaba sarfetmesi gibi gelişmeler Türkiye’nin dört bir koldan hedef tahtasına oturtulduğunu göstermektedir.
Bütün bu gelişmelerin, Türkiye’de vesayetçi ve statükocu anlayışa kar­şı milletten yana tavırların geliştiği, ekonomide dışa bağımlılığın a­zaldığı, Türkiye’nin uluslararası camiada tarihsel misyonuna uygun şe­kilde itibar görmeye başladığı bir dönemde gerçekleşmiş olması ma­nidardır. Ülkemizdeki bu sürecin, küresel ekonomiye yön veren faiz lo­bilerine zarar vereceği, devletlere ve hükümetlere hükmeden güç odaklarının hoşuna gitmeyeceği açıktır.
Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmesine karşı sivil bir mücadele olarak başlayan olayların gelinen noktada neye tekabül ettiği değerlendirildiğinde, Türkiye’nin içinde bulunduğu durum daha net anlaşılacaktır. Nitekim Taksim Platformu’nun köprü, kanal, havaalanı gibi uluslararası projelerin de durdurulması yönündeki ‘ültimatomları’, Gezi Parkı sürecinin nereye evrildiğine dair önemli ipuçları vermektedir.
Bugün Türkiye, küresel sistemle hesaplaşmaya hazırlanmaktadır. Ya­şa­nan son olaylar bu hesaplaşmanın uzun ve zorlu bir mücadele olaca­ğını ortaya koymaktadır. Mücadele, tarihsel değerlere bağlı yerli tüm un­surlarla uluslararası düzlemde küresel aktörlere, ülkemizde de sta­tü­kocu anlayışa ve yaşadığı toplumun değer yargılarına kayıtsız lümpenlere karşı verilecektir.
UHİM olarak, kurulduğumuz günden bu yana tüm çalışmalarımızda benimsediğimiz küresel aktörlerle hesaplaşılması gerektiği noktasındaki ısrarlı tutumuzun haklılığı, yaşanan bu süreçle bir kez daha ispatlanmış olmaktadır. Bu anlayışın bir gereği olarak, Twitter’da açtığımız #KüreselSistemleHesaplaşmalıyız hashtag’ine katılarak, konunun Türkiye ve dünya kamuoyunun gündemine taşınmasına katkı sağlayabilirsiniz.
 
BASIN BİLDİRİSİ / 10 Haziran 2013
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul
 

Twitter hesabımız:

https://twitter.com/uhimorg

 
Kayıt Tarihi : 10 - 6 - 2013
Bu sayfa 1639 defa ziyaret edilmiştir.